11 Temmuz 2008 Cuma

What a Lonely Night


Perşembe. Gece 11 civarı.. Babam arayıp seyahatte olduğundan bugün eve gelemeyeceğini bildiriyor. Gerçekten nerede olduğunu bilemiyorum tabii. Neyse. Anneme haber veriyorum. Saat 12'ye gelirken içeride Romanlar'ın katıldığı şarkı yarışmasını izliyor. Derin düşüncelere dalıyorum..

Canım film izlemek istiyor. Düşünüyorum şimdi mi izlesem, birkaç saat sonra mı.. Zaten sabah 4-5'e kadar uyku tutmayacak. Annem salon sıcak olduğundan odama girip televizyonu açmaya yelteniyor, izlediği programa kaldığı yerden devam etmek için. Tersliyorum, film izleyeceğimi söyleyip dışarı çıkarıyorum, masum bir ifadeyle "iyi" deyip çıkıyor. Sonra üzülüyorum tabii.. Keşke daha düzgün söyleseydim diye. Tekrar içeri geçiyor "ben de klimayı açarım" diyerek.. Ben de bilgisayarın başında siteleri, forumları dolaşıyorum; bir yandan da 'sırada bekleyenlerden hangi filmi izlesem, ne zaman izlesem' diye düşünüyorum. Saat 12'yi çok az geçiyor, annem yatak odasına yatmaya gidiyor. 12 yaşındaki kız kardeşim ise PC başında oturduğum sandalyenin 2 metre arkasındaki ranzanın alt katında uyuyakalmış. 'Offf' diyorum içimden "şimdi yatacağım zaman işin yoksa uyandırıp ranzanın üstüne çıkar.."

Üzerimde zaten rutin yaz kreasyonum. Şorttan ve kolumdaki saatten başka hiçbir şey yok vücudumda. Tabii üşengeçlikten kestirmediğim kocaman saçlarımı saymazsak.. Saat gece yarısına yaklaşıyor.. Karpuz kesip izleyeceğim filme karar veriyim diyorum. Koca bir tabak karpuz kesiyorum, yatak odasının önünden parmaklarımın ucunda yürüyerek geçiyorum, annem farketmesin diye.. Oturuyorum bilgisayarın başına tekrar. Saat; yarıma dakikalar var..

İnanmazsınız, bu mevsimde de dışarıda inanılmaz bir rüzgar esiyor. Hatta birkaç şiddetli kapı çarpması, metal eşya düşmesi gibi sesler duyuyorum. Yeni bir film izlemek yerine, arşivdeki CD'lerimi karıştırıp Adam Sandler'ın Spanglish filmini buluyorum, takıyorum DVD-Rom'uma.. Beni en çok etkileyen filmlerden biridir kendileri. İçinde aileden, aşka, paranoyak kıskançlıklara ve acı verici kararsızlıklara kadar tuhaf duyguları barındırır. Odamın açık kapısından içeri vuran rüzgar, sanki filmdeki LA sahillerinin bana ulaşan esintisiymiş gibi hissetmeme neden oluyor bir ara..

Filmin başlarında karpuzum bitiyor. Üzülüyorum. Arada bir tam ekrandan çıkıp, MSN'den birileri birşey yazmış mı diye bakıyorum, yok. İki parça halinde olan filmin ilk parçası bitiyor. İkinciye geçmeden önce takıldığım forumlara bir göz atıyorum. Bir neskafe koyayım da ikinci CD'ye öyle geçeyim diyorum. Saat de 2'ye geliyor.. Yine zaten küçük olan evimizde, yatak odasının önünden geçiyorum, mutfağa ulaşıyorum. Kettle'ın düğmesine basıp bardağı hazırlamaya yeltenirken, süt tozu kalmadığını görüp neskafeden vazgeçiyorum. Çay olsun diyorum. Bu sırada annem kaynayan suyun sesini duyup kızıyor yatak odasından "oğlum git yat bu saatten sonra çay mi içilir!" Napayım anne edasında mimiklerle hiç cevap vermeden çayı hazır edip, bilgisayarın başına koyuyorum. Başlıyorum filmin ikinci bölümünü izlemeye..

Çayım bitiyor.. Dışarı bakıyorum, karanlık beni ürkütüyor. Evde şu an açık olan monitörden başka hiçbir ışık kaynağı yok. Balkonun ışığını açıp öyle devam ediyorum izlemeye. İkinci bölümün 20. dakikasında falan filmi duraklatıp bir dışarı bakıyorum. İçime düşen tuhaf ürpertiyle birlikte kendimi acayip yalnız hissediyorum. Filmdeki içtenliği ve filmde o an gözüken karanlık LA sahillerini düşündükçe yalnızlık hissim kuvvetleniyor.. Tam sıkıntıdan filmi yarıda kesip, yatıp uyumaya karar vereceğim ki, sağolsun arkada uyuyan kardeşimin çıkardığı gazın dayanılmaz kokusu ile birlikte yalnız olmadığımın farkına varıyorum. Saat 2 buçuk. Filmdeki yaşlı kadının evin hizmetçisine "I love you. I love everyone. I guess that's what kills me" deyişi aklıma geliyor nedensizce. Yüzümdeki minik tebessümle birlikte filme devam ediyorum..

İkinci bölüm bir nefeste bitiyor. Saat 3 buçuğu geçiyor.. Yine forumlara göz attıktan sonra bu gecelik de internette işim bitti deyip yatmaya karar veriyorum. Bu yazıyı baştan sona tam o yatmaya karar verdiğim anda yazıyorum kısa bir sürede. Yayınlamıyorum, bekliyorum. Bilgisayarı kapatacakken bir duraksıyorum. Bu mevsimde hiç görmediğim derecede şiddetli rüzgar, duygularıma bir anlamda yön veriyor. O şiddetli esintinin içinde kaybolup gidecekmişim gibi, tekrar bir sıkıntı basıyor içime. Bir düşünüyorum tekrar, acaba babam ne yapıyor diye.. Gerçekten seyahatte mi... Bilgisayarı kapatmadan önce televizyonu açıyorum, yatarken seyretmek için.

Şimdi de bu yazıyı yayınlayıp, bilgisayarı kapatıp, sonra da kardeşimi ranzanın tepesine çıkması için ikna edip, TV başında izleyebilecek birşeyler bulup, başında uyuyakalmaya çalışacağım. Duygularıma kötü bir yön veren rüzgar, uyurken işe yarayacak gibi duruyor.. Terlemeyeceğim en azından. Saat de 4'ü az geçiyor.

Ben yatmaya gidiyorum. Bu, okuduktan sonra hiç kimseye hiçbir ama hiçbir getirisi olmayacak yazı için de, baştan sona okuyanlardan özür diliyorum kaybettirdiğim birkaç dakika için.

İyi geceler...

3 yorum:

zulada insanı dedi ki...

çağlar hiç bu kadar samimi bir yazı okumamıştım kardeşim :)

if you insist dedi ki...

hakikaten de lonely'ymiş yahu

Ömer dedi ki...

Bilirim bu psikolojiyi.Garip,değişik,yalnız..bende de olur bazen :)