10 Ağustos 2010 Salı

Bir Sevda Masalı


Daha önce blogda bahsetmedim motosiklet sevdamdan.. Bu ilk. Öyle ki, ehliyetinde sadece A2 yazan ender insanlardanım, araba ehliyeti alma tenezzülünde bile bulunmadım. Motor sevdası öyle bir sevda ki bende, yağmur yağmadığı sürece 4 mevsim biniyorum umarsızca, soğuk falan dinlemeden. Pederin 25 yıllık motorcu, hatta eski yarışçı olmasının bunda payı var elbette. Hastalık genlerden geliyor.. Motor ilginç bir sevda. Bir kez üzerine binen inemiyor. Bir sürü arkadaşımı sırf arkamda gezdirerek motosiklet hastası yaptım, adamlar motor almaya karar verdiler.

Motosiklet özgürlüktür. Motosiklet, dört tekerleğin büyüklüğünü statü sayan insanoğluna, yolda olmanın ne demek olduğunun yine insanoğlu tarafından verilmiş en güzel cevabıdır. Hayatı yaşamak, rüzgarı hissetmektir, dünyayı camın arkasından korkarak seyretmek değil. Doğaya aşık olmak, afalta yoldaş olmak, rüzgara kardeş olmaktır. Motosiklet demek sadece cafe, bar köşelerinde motorla piyasa yapmak, caddelerde tekere kalkıp, eksoz patlatmak, hız yapıp insanların hayatını hiçe saymak değildir. Motorcu için önemli olan hızlı olmak değil, yolda olmaktır. Sorsanız anlatamaz tam olarak yaşadığını, anlatsa da anlaşılmaz çoğu zaman. Kendini bir bok sanan, küçük taşıt gördü mü sıkıştıran 4 tekerlilere dersini toz yutturarak vermektir motosiklet. Kendini bilmez, hayvan gibi bağıran eksozlarıyla, abartı modifiyeli, kendi halinde giden araçlara makaslar atan Peugeot'ların, Saxo'ların, E30'ların eline verip adam etmektir.

Motosiklet kalabalıkların arasında yalnız olmak, yalnızlığı sevmektir bir çok zaman. Motorcunun, motoruyla baş başa kalmak için göze almayacağı şey yoktur. Şehir kalabalığından kurtulmak, viraj yapmak için uzun yola gitmek o kadar büyük keyiftir ki motorcu için. Bir çok haftasonu olmazlar, ulaşılamazlar. Şahısları farkında olmadıkları bir yalnızlığa sürükler motosiklet. Bu yalnızlık belki de iyi bir deşarj yöntemidir. Şahsen arkamda biri olduğu zaman da gezmekten keyif almıyorum değil, ama tek başıma çok daha kafam rahat ve zevk alarak biniyorum o motora. İstediğim şeyi daha rahat yapabildiğim, yalnız ve özgür olduğum bir durumda oluyorum. Her bindiğimde depoyu doldurup, basıp Kuşadası'na, Çeşme'ye, Gümüldür'e gidesim geliyor, gidiyorum da bir çok zaman..

İşin bir de şu yönü var.. İnsanlara motosiklet bilincini ve motosikletlilere saygı kavramını aşılamaya çalışırken, motosiklet kullanmayanların da haklı olduğu şöyle bir yön var; Çevrede kurye ve paket dağıtıcıları motorları böyle saçma salak kullandıkları sürece, ters yönde, kaldırımda, haldur huldur gezdiği sürece tabii ki arabalı ve yaya insanların onlara saygı duyması beklenemez. İşte bu yüzden büyük motor kullananların çok daha az kaza yaptığı bir gerçektir, çünkü biz saygılıyız, önce kendimize. Kaza, şans ve dikkat işi, yapmayan yok, "yapmam" diyeni allah çarpar. Ama haddini bilip , şanssızlıkla kaza yapmak var, bir de hayvan gibi kullanıp yapmak var.. Bu serseriler yüzünden toplumda motorculara "serseri" yaftası yapıştırılmış durumda.

Motoru ve motorcuyu sevelim, koruyalım, onları fark edelim...

2 yorum:

UnJusT/LuCiFeR dedi ki...

olm;

keşke herkez senin gibi bu işin bilincinde olsa. Daha 2-3 gün önce kuryenin ağzını burnunu kırdık adam ter yönden geliyor üstüne sanane lan istediğim yerden giderim diyebiliyor ya?

Onun dışında bu işi adabıyla yapanlara hayranlık duymamak mümkün değil. Kaş-Antalya arasında motorlu bir çift gördüm. Ama herşeyleri tam hani. Bütün aksesuarlar.. ETrafı seyrede seyrede keyiflerine bakarak normal hızda geldiler antalyaya kadar.. bende peşlerindeydim..

Adsız dedi ki...

yunuslarada degınırsen sevınırım:)